![]() |
Mitoloji, belirli bir uygarlığa ya da dinsel geleneğe özgü [[inanç]]ları, uygulamaları, kurumları ya da doğa olaylarını açıklamak amacıyla görünüşte gerçekten yaşanmış olayları aktaran, ama özellikle ayin ve törenlerle bağlantılı, çoğunlukla kökeni bilinmeyen ve en azından kısmen geleneğe dayanan söylenceler toplamına verilen genel isimdir. ...Mitoloji, belirli bir uygarlığa ya da dinsel geleneğe özgü inançları, uygulamaları, kurumları ya da doğa olaylarını açıklamak amacıyla görünüşte gerçekten yaşanmış olayları aktaran, ama özellikle ayin ve törenlerle bağlantılı, çoğunlukla kökeni bilinmeyen ve en azından kısmen geleneğe dayanan söylenceler toplamına verilen genel isimdir. Söylenceler, olağan insan yaşamının dışında kalan, ama onun temelini oluşturan örnek olay ve durumlar ile tanrıların ya da insanüstü yaratıkların eylemlerini anlatır. Bu olağandışı olaylar, tarihsel zamanın bütünüyle dışında, genellikle yaratılışın başında ya da 1- Genel olarak, bir şeyin ya kimsenin varlığına, bir iddianın doğruluğuna inanma, biri için güven besleme durumu. 2- Yine genel bir çerçeve içinde. özü itibariyle temsili bir karaktere sahip olup, bir önermeyi kendisine içerik olarak alan, ama son çözümlemede iradi davranışın kontrolü altında bulunan, zihin hali. Tarih öncesinin ilk dönemlerinde geçer. Söylenceler ayrıca insan davranışı, kurumları ve evrensel durumlar için geçerli modeller sunar. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Söylence özelliklerine başka edebiyat türlerinde de rastlanır. Doğanın ya da insan toplumu ve yaşamının çeşitli yönlerinin kökenini ya da nedenlerini açıklayan öyküler buna örnektir. Peri masalları da olağanüstü yaratıkları ve olayları konu alır, ama bunlar söylencelerin bağlayıcılığından yoksundur. Söylenceler gibi bağlayıcılık ve gerçeklik savı taşıyan Tarih öncesi şu anlamlara gelebilir:
destanlar ise belirli tarihsel ortamları yansıtırlar. Çağdaş mitoloji araştırmaları, ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Efsanelerle değişikliğe uğramış tarihi bir olayın izlerini taşıyan destan, bir milletin hayal gücünü en çok doyurabilecek en eski edebiyat biçimidir. Hangi edebiyat söz konusu olursa olsun kendiliğinden doğmuş ilkel halk destanlarının var olabileceğine bugün artık inanılmaz. 19. yüzyıl başlarında romantik akımla birlikte başladı. Ama söylence yorumlarının tarihi çok daha eskilere gidiyordu. İlkçağın en uzak dönemlerinden bize kadar gelen destanlar bile bir edebiyat çalışmasının ürünüdür; sözlü bile olsa bilinçli bir çabanın ve kişisel bir yeteneğin verimidir. Bununla birlikte destanların kolektif bir yanı da ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. 19. yüzyıl olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler Eski Yunan'da felsefenin etkisi, söylencelerin alegorik biçimde yorumlanmasına ya da örneğin söylence tanrılarının gerçekte yalnızca büyük kişiler olduğunu vurgulayan Euhemerus'un (ü. İÖ 300) tarihsel indirgemeciliğine yol açtı. 19. yüzyılda karşılaştırmalı filolojinin gelişmesi ve 20. yüzyıldaki etnolojik buluşlar, söylenceler bilimi olacak mitolojinin ana ilkelerini belirledi. Romantiklerden bu yana bütün mitoloji araştırmalarında karşılaştırmalı yaklaşım ağırlığını korudu. Wilhelm Mannhardt, Sir James Frazer ve Stith Thompson folklor ve mitoloji temalarım derleyip sınıflandırmak amacıyla bu yöntemi uyguladı. Bronislaw Malinowski, söylencenin ortak toplumsal işlevleri yerine getirme biçimleri üzerinde durdu. Claude Levi-Strauss ve öteki yapısalcılar ise dünyadaki bütün söylenceler arasındaki biçimsel bağ ve örüntüleri araştırdılar. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Sigmund Freud, simgesel iletişimin yalnızca kültürel tarihe değil, insan ruhunun işleyişine de bağlı olduğunu ileri sürdü. Freud böylece tarihselliği aşan, biyolojik bir insan kavramı ortaya attı ve söylenceleri bastırılmış düşüncelerin anlatımr olarak yorumladı. Carl Jung "kolektif bilinçdışı" ile ondan türeyen ve genellikle söylencelerle kodlanan arketipler kuramıyla tarihselliği aşan ruhbilimsel yaklaşımı geliştirdi. Alman ilahiyatçı Rudolf Otto ve din tarihçisi Mircea Eliade gibi bazı araştırmacılar, söylencelerin dindışı kategorilere indirgenemeyen, bütünüyle dinsel olgular olarak anlaşılması gerektiğini ileri sürdüler. Söylence ve ayin okulu olarak anılan çevreye bağlı araştırmacılar ise her söylencenin kendisine karşılık düşen bir ayinin "açıklaması" olarak işlev gördüğünü savundular. Söylenceler ile ayinler arasında bir bağlantı olduğu gerçekten yadsınamaz; ama hangisinin önce geldiği de belirlenemez. Belirli bir söylenceyle bağlantılı olmayan hiçbir ayin yoktur, ama tamamlayıcı ayinleri bulunmayan söylenceler vardır. Gerçeğin ve bilginin taşıyıcısı sayılan söylencelerin, evreni denetlemeye ya da insan eylemlerini etkin kılmaya yardımcı olduklan düşünülür. Özellikle evrenin kökenini açıklamaya yönelik kozmogonik söylenceler birçok kültürde kralların tahta çıkısı va da dünvanın esenliğiyle ilgili öteki olaylarla bağlantılıdır. Evrenin kökeniyle ilgili anlatılar, insanın ya da toplumsal kurumların kökenini açıklayan söylencelerle yakından ilişkilidir. Bazı söylenceler, yeryüzünü insanların yaşayabileceği bir yer durumuna getiren kültür kahramanları ya da dünyevi varoluştan kurtuluşu olanaklı kılan varlıklar çevresinde döner. Bazı söylenceler de kötülük ve ölümün nasıl ortaya çıktığını ya da temel bilginin nasıl "unutulduğunu" ve "anımsandığını" açıklar. |
|