![]() |
Kapitalist toplumun rekabetçi dünya görüşünün etkisiyle, bazı düşünürler, Darwin'in doğal ayıklanma kuramından önce bile yaşamı güçlülerin kalıp zayıfların elendiği bir kavga olarak gören görüşler geliştirmeye başlamışlardı. ...Darwin'den sonra Sosyal Darvincilik olarak nitelenecek olan bu görüşlerin ilk örneklerinden birini ünlü İngiliz filozofu Herbert Spencer (1820-1903) en popüler biçimiyle sunmuştu. Spencer, Darwin'den önce Buffon, Lamarck ve 1820-1903 yılları arasında yaşamış olan İngiliz filozofu. Charles Darwin'in dedesi Erasmus Darwin tarafından işlenmiş bulunan Temel eserleri arasında First Principles İlk İlkeler, First Principles of Sociology Sosyolojinin İlk İlkeleri, Social Statistics Sosyal İstatistik, Descriptive Sociology Betimsel Sosyoloji adlı kitaplar bulunan ve fizik ve biyoloji bilimleriyle, siyasi ve toplumsal liberalizmden oldukça etkilenmiş olan Spencer’in felsefesinin temelinde evrim düşüncesi vardır. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. 1809-1882 yılları arasında yaşamış ve canlılarda evrimin doğal ayıklanma yoluyla gerçekleştiğini öne süren teorisiyle, bilim ve düşünce tarihinde adeta bir devrim yaratmış olan İngiliz doğa bilimci. biyolojik evrim kuramını toplumlara uygulamıştı ve (1852 yılında) "en uygun olanın yaşamda kalışı" ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Biyoloji, yaşayan ya da fosil canlıları, canlıların yaşam süreçlerini ve bütün fiziko-kimyasal yönleriyle yaşamı inceleyen temel bilim dalı. Biyoloji, konusunun enginliği nedeniyle başlangıçtan bu yana, incelediği canlı gruplarına, konuya yaklaşma biçimine ve yaşam süreçlerini organ, doku, hücre ya da hücre bileşenleri düzeyinde ele alışına göre çeşitli dallara ve alt dallara ayrılmıştır. Evrim düşüncesiyle birleştirilen "varolma savaşımı" ve "en uygun olanın yaşamda kalması" terimlerini ortaya atan Spencer idi. 1855'te (Darwin'den dört yıl önce) ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Bir şeyin, bir değişim ve gelişimler dizisi, derece derece gerçekleşen bir değişme süreci içinde, daha kompleks, daha farklı bir organizma ya da organizasyona doğru gelişmesi, dönüşmesi. Bir şeyin potansiyelinin belli bir sonuç, hedef ya da amaç yönünde gelişmesi. Değişme ya da oluş türlerinden biri olarak, ağır ağır, yavaş yavaş, farkına bile varılmadan gerçekleşen değişim. Principles of Psychology (Psikolojinin İlkeleri) adlı yapıtında, biyolojik evrim gibi toplumsal evrimin de doğal ayıklanma ve en uygun olanın varlığını sürdürmesi, ötekilerinin elenmesi düzeneğiyle işleyeceğini öne sürmüştü. ...Detaylı bilgi için linke tıklayınız. Temel toplumsal ve kültürel değişikliklerin, aynı derecede temel biyolojik değişiklikleri gerektireceklerini de söylemişti. Sınırsız bir rekabet ortamında varlığı sürdürebilmenin savaşıma ve irade gücüne bağlı olduğunu ileri sürerek, rekabetçi dünya görüşünün, üzerinde ırkçı düşüncelerin de boy atabileceği toplumbilimsel, felsefi temellerini döşemişti. Savaşın, toplumların ilkel dönemlerinde, "aşağı ırkların yok edilmesiyle" öjenik bir etki yaratıp, üstünden yana işleyen bir denge kurduğunu; ama toplum endüstri toplumuna doğru geliştikçe, zayıfların ayıklanmasının askeri savaşla değil "endüstri savaşı" yoluyla olacağını söylemişti. Bununla birlikte, Spencer ırkçı değildi; tersine, ırkı, üzerine bir tarih felsefesinin dayandırılabileceği en çürük temel olarak görüyordu. Ne var ki Sosyal Darvinciler, özellikle ırkçılar. Spencer'den eğilimlerine uyan düşünceleri seçip alacaklardı, öte yandan, tarih felsefesini ırka dayandırmamakla birlikte, Spencer'in ırklar arası eşitsizliğe değinen birçok düşünce üretmekten geri kalmadığını da biliyoruz. Darwin'in düşüncelerindeki hataların nasıl Sosyal Darvinci görüşlere yol açabileceğini görmüştük. Ancak, evrimi "değişme ve ayıklanma" ikili düzeneğinin ürünü olarak gören Darwin'in düşüncesiyle yetinmeyen, onun görüşlerini düzeltip geliştirdiklerini söyleyen Yeni Darvincilerle birlikte Sosyal Darvinciler, biyolojik evrimin ağır işlediği, toplumların evrim yolundaki gelişkinlîk derecelerinin biyolojik evrimle saptandığı, dolayısıyla gelişmeyi devrimci, hatta reformcu girişimlerle hızlandırmaya kalkmanın ters sonuçlar doğuracağı düşüncesiyle, değişmeyi Ekinci plana atıp insanlar ve toplumlar arası ilişkilerde "yaşam "kavgasını ve elenmeyi". ayıklanmayı ön plana geçirdiler. Yaşam kavgasanın uluslararası ilişkilerdeki görünümü olarak gördükleri savaşı. Nietzsche'nin yaptığı gibi, yüceltiler. Savaşı, üstün ulusların, üstün ırkların yaratılmasının yolu olarak gördüler. Bu yoldaki görüşlerini, Mendel'e dayandırarak, kalıtsal plazmanın her türlü dış etkilerden yalıtlanmış olduğunu, dolayısıyla türlerin değişmeyle değil, daha çok ayıklanmayla evrim geçirdiklerini ileri sürdüler. Sosyal Darvinci diyebileceğimiz düşünürlerden biri olan Tille, yoksulluğu önlemeye kalkıp yenilmiş sınıflara yardım etmenin, evrimi sağlayan doğal ayıklanma yasasına set çekmek anlamına geleceğini söylemişti. Charles Pearson, uygar uluslar arasındaki yaşam kavgasının bilimin, endüstrinin, uygarlığın silahlarıyla yapıldığını, ama onların aşağı uluslara karşı yaptıkları yaşam kavgasını toplarıyla yapma hakkına sahip olduklarını söyleyecekti. Böylece Darvinizmin insan sorunları alanına sokulması üzerine, yarışma koşullarının yumuşatılmasının ve düşünce ürünleri ile bedenin korunmasının, doğal ayıklanmanın bedenlerimiz üzerinde işlemesini engelleyerek insan ırkının fizik olarak yozlaşmasına yol açacağı ileri sürülen bilimsel görüşler ortaya atıldı. Bunlardan İngiliz filozofu Samuel Butler (1835-1902) Erewhon (1872) adlı yapıtında, makinelerin yaşamın sertliğini azaltarak, fizikçe aşağı birçok kimsenin elenmekten kurtulup kendi aşağılıklarını yeni kuşaklara geçirmelerine olanak verdiği yolunda bir düşünce geliştirdi. Düşünceleriyle Nazileri etkileyen Oswald Spengler'in (1880-1936) tıpdaki gelişmelerin ayıklanmayı engellediği, ırk gücünün barbarlıkla bir gittiği tarihin ırk yararı söz konusu olduğu zaman adaleti harcadığı yolundaki düşüncelerini de Sosyal Darvinci görüşler sayabiliriz. Sosyal Darvinciliği en açık biçimde dile getiren ve onu uluslararası, ırklar arası ilişkilere uygulayan kişi Alman tarihçisi Heinrich von Treitschke'dir (1834-1896). Emperyalist ve kuvvet politikasından yana olan bu düşünür aynı zamanda imparatorluk Almanyası'nın en hızlı ırkçısı ve Yahudi düşmanı olarak, Alman aydınlarını ve gençlerini, Nazilerin üzerinde yükselecekleri kültürle donatırken, şoven, emperyalist, militarist görüşlerin kapsamlı bir ideoloji oluşturmak üzere nasıl eklemlendirilebileceği hakkında bir önörnek sunmuş oldu: Ulusların ancak Darwin'in yaşam kavgasına benzer biçimde şiddetli bir rekabetle gelişip gönençlerini artırabileceklerini söyleyen Treitschke, bunun da sürekli ve kaçınılmaz savaş demek olacağını ekledi. Ona göre kılıç ile fetih, uygarlığın barbarlığa, aklın bilgisizliğe üstünlük sağlamasının bir yolu idi. Treitschke'nin değerlendirmelerine göre, sarı uluslar sanat yeteneklerinden ve siyasal özgürlük anlayışından yoksundurlar. Siyah ırkların yazgısı beyazlara hizmet etmek ve sonsuza dek beyazların tiksintilerine hedef olmaktır. Uluslar ve ırklar arası ilişkileri böyle algılayan Treitschke, ulusal alanda da dayanışmanın sınıflı bir toplumsal yaşamı gerektirdiğini belirttikten sonra, her iki alan için son sözünü söyler: yamaklar olmaksızın hiç bir kültür var olamaz, kitleler sonsuza dek kitleler olarak kalacaklardır. Sosyal Darvincilerin savaşı yüceltmeleri yolundaki tutumları sözde kalmadı. Avrupalı düşünür ve devlet adamlarıyla sınırlı kalmadı. Amerika'da içlerinde Başkan Theodore Roosevelt'in de bulunduğu birçok düşünür ve devlet adamı, savaştan, yayılmacılıktan, emperyalizmden yana düşüncelerini ve politikalarını, toplumlar arası, ırklar arası varoluş kavgası savlarıyla desteklerlerken, bu savları Amerika'nın Küba'yı ele geçirme amacıyla 1898'de İspanya'ya karşı açtığı savaşta kullandıklarını görüyoruz. Sosyal Darvinciler bu savaşı, dünyaya gelecekte Anglosakson uygarlığının mı Slav uygarlığının mı egemen olacağını gösterecek önemli bir olay olarak gördüler. Sosyal Darvinci düşünceler, karakter farklılıklarına dikkati çeken, azme, güce kuvvete, harekete ve savaşıma önem veren "dramatik" yapılarından dolayı, birçok edebiyatçı, romancı tarafından benimsendi; "ucuz", "çekici" bir "kamu felsefesi" oldukları için, birçok yapıtın felsefi temelini oluşturdu. Böylece, 19. yüzyıl sonuyla 20. yüzyılın başının Batı romanlarında, uluslar, ırklar arası ilişkilere Sosyal Darvinci açıdan bakan, "savaş baltasının işlemeyeceği kadar kalın kafalı Kızılderililer" gibi önyargılarla dolu romanlar görüldü. Gossett, bu romancıların en ünlülerinin Hippolite Taine (1828-1893) Frank Norris (1870-1902) Rudyard Kipling (1865-1936) Jack London (1876-1916) Owen Wister (1860-1938) olduklarını söyleyip, ırksal karakterler çizen, yapıtlarının baş kahramanlarını hep Beyaz, Beyazın da Nordik sarışınları olarak sunan, varolma savaşımını vurgulayan, Beyaz adamın dünyaya uygarlığı, gerekirse zorla yayma görevinden söz eden, zencileri ve öteki renkli ırkları aşağılık karakterler olarak çizen yapıtlarından örnekler verir, örneğin bu yazarlardan Jack London. Sosyalist Parti kongresinde, ırkçı görüşlerinden dolayı eleştirildiğinde, "ben önce bir Beyazım, sonra .sosyalistim; diye gürlediğini anlatır. Bu yapıtların ırk önyargılarını pekiştirmede, nitel ve nicel olarak sözde bilimsel yapıtlardan çok daha etkili olduklarına kuşku yok. Amerikalı düşünür David Starr Jordan'ın 'yoksulluğun, pisliğin ve suçluluğun" nedenini, sahip olunan insan malzemesinin yoksulluğunda görmesinin de gösterdiği gibi. Sosyal Darvincilerle birlikte "öjenikçiler" de, yoksulluğun kalıtımsal, dolayısıyla ırksal olduğu görüşündedir. |
|