Devletin dinler arasında ve dini görüşlerle dini olmayan görüşler arasında pozitif veya negatif ayrımcılık yapmaması gerektiği temel düşüncesine dayanan siyasal ve hukuki ilke.
Laiklik, Latincedeki “laicus” sözünden gelen “laik” deyimi, Türkçe’ye Fransızca’daki “laice” ya da “laique” sıfatından geçmiştir. İlk kullanıldığı batı dillerinde “dine ya da kiliseye ait olmayan” anlamını taşımaktadır. Lügat man ...
Laiklik,
devletin dinler arasında ve
Devlet, çağdaş anlamıyla, belirli bir ülkede yaşayan insan topluluğunun, egemenlik ve bağımsızlık temelinde oluşturduğu siyasal örgütlenme. Günümüzde ulusal devletle özdeşleşen devlet kurumunun tanımı, niteliği, işlevleri ve toplumla olan ilişkisi çağlar boyunca değişik biçimler almıştır.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.
dini görüşlerle dini olmayan görüşler arasında
Din, insanın kutsal saydığı gerçeklikle ilişkisi; bu ilişkinin çerçevesini oluşturan inançlar, öğretiler, değer yargılan, davranış kuralları, tapınma biçimleri ve kurumsal yapılar. Dinlerin temelini oluşturan kutsal gerçekliğin doğaüstü ya da kişileşmiş bir varlık, bu anlamda bir "tanrı" biçiminde tasarımlanması zorunlu değildir; bu tür bir "tanrı" kavramını bütünüyle ya da büyük ölçüde dışlayan dinler de vardır. Dolayısıyla din kavramı, insanın Tanrı'yla ya da tanrılarla ilişkisinden çok
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.
pozitif veya
Pozitif olumsuz anlamına gelir. Matematikte 0 hariç 1,2,3,4.....gibi giden sayılara da pozitif tam sayılar denir. Z üzeri artı (+) ile gösterilir.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.
negatif ayrımcılık yapmaması gerektiği temel düşüncesine dayanan siyasal ve
Ayrımcılık (Diskriminasyon) Kişilere ve gruplara gerçekten sahip oldukları veya sahip oldukları varsayılan bir özellikten dolayı diğerlerine olduğundan daha farklı muamele etmek. Farklı muamelenin ille de negatif (negatif ayrımcılık) olması gerekmez; pozitif de olabilir (pozitif ayrımcılık).
İlkinde, muhtemelen, bir haksızlığa uğrama; ikincisinde ise, muhtemelen, bir imtiyaza mahzar olma, imtiyazlı bir konum verilme durumu söz konusudur.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.
hukuki ilke. Din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak, devlet işlerini dini prensiplerin dışında tutma.
Laik kelimesi,
Hukuk, belirli bir toplumda kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen ve devletin yaptırım gücüyle uyulması zorunlu kılınan davranış kurallarının oluşturduğu düzen. Yazılı olsun olmasın, hukuk kurallannı öteki toplumsal kurallardan ayıran en önemli özellik devletin yaptırım gücüyle desteklenmiş olmasıdır.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.
Latincedeki “laicus” sözünden gelen “laik” deyimi,
Latin Dili ve Edebiyatı ile Yunan Dili ve Edebiyatı iç içe iki ana bilim dalıdır ve Klasik filoloji olarak bilinmektedir. Latince'nin günümüzdeki önemi bilim dalı olmasıdır; bu nedenle batı dillerinin ve yazınlarının yanı sıra Eskiçağ ve Ortaçağ Tarihi, felsefe tarihi, epigrafi, tiyatro tarihi, Roma Hukuku gibi bir çok alanda, ayrıca Osmanlı arşivlerinde bulunan Latince yazılmış belgeler üzerinde bilimsel araştırma yapmak için gereklidir.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.
Türkçe’ye
Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.
Fransızca’daki “laice” ya da “laique” sıfatından geçmiştir. İlk kullanıldığı batı dillerinde “dine ya da kiliseye ait olmayan” anlamını taşımaktadır. Kelimenin aslı Yunanca Laikos sıfatıdır. Yunancada, din adamı sıfatı taşımayan kişilere “laikos” denilmekteydi. Lügat manasıyla ruhani olmayan kimse, dini olmayan şey, fikir, müessese, sistem, prensip demektir.
Fransızca Hint-Avrupa dillerinden, Fransa ve Fransız uygarlığının etkilediği toplumlar tarafından kullanılan dil.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.
Meydan Larousse’un laiklik maddesinde “Laiklik, dinin kamu hayatı üstündeki etkisini sınırlamak amacını güder” denilirken devamında “devlet ile din işlerinin ayrılması; devletin din ve vicdan hürriyetinin gerçekleşmesi bakımından tarafsız olması” şeklinde ifade edilmektedir.
Laikliğin diğer tanımı da daha geniş ve kapsamlı olanıdır. Laiklik: insanın inanç, ibadet, vicdan ve düşünce hürriyetinin devlet tarafından güvence altına alınmasıdır. Bir din veya mezhep mensuplarının başka din veya mezhep mensuplarına karşı ya da kişinin inanç, ibadet, vicdan ve düşünce hürriyetini yaşamasına yönelik her türlü baskı ve tahakkümü önlemek laik devletin görevidir.
En çok bilinen şekliyle tanımlanışı ise; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Laik devlette devletin siyasi yapısını, hükümet ve idarenin işleyişini, toplumun yaşayışını düzenleyen kanun ve kuralları dini prensipler değil; bilimsel yaklaşımlar, toplumsal ihtiyaçlar ve hayatın gerçekleri tayin eder. Bu devlette din ise; tamamıyla fertlerin dini inançlarını kendi özgür iradeleri ile yaşamasını öngören ve bununla ilgili kuralları düzenleyen bir müessesedir. Bu bağlamda laiklik; dinsizlik olmadığı gibi din karşıtlığı da değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önder Atatürk, “Bizim dinimiz en makul, en tabii dindir ve ancak bundan dolayı en son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uymaktadır.” demek suretiyle dini kaygılarla laikliğe karşı çıkılmasının ne kadar anlamsız olduğunu vurgulamıştır.
Zira laiklik, kesinlikle dinsizlik demek değildir ve devletin vatandaşlarına din ayrımı yapmaksızın hizmetlerini sunmasını gerektirir. Din ve vicdan hürriyetinin teminatı olan laiklik, herkesin istediği dini seçme ve gereğini yerine getirme hakkını öngörür. Bu temel prensiplerin ise İslam dini ile ters düştüğünü söylemek, ancak ve ancak İslam dininin, gerçekte ne olduğunu bilmemekle izah edilebilir.Yukarı
Laikliğin tarihsel gelişiminden kısaca bahsetmek gerekirse;
Başta
Fransa olmak üzere Batı dünyasında gelişen laiklik, dinsel dogmaların
bilim, sanat,
felsefe ve
siyaset üzerindeki baskılarını gerileten Rönesans ve Aydınlanma Çağı düşüncesinden kaynaklanmıştır. Özellikle Katolik Kilisesi’nin merkezi ve baskıcı yapısına karşı duyulan tepkiden doğmuştur.
Bu bağlamda Batı toplumları, devlet düzenlerini laiklik doğrultusundaki yeniden yapılandırarak, devletin her türlü inanç karşısında tarafsız ve eşit olmasını sağlamıştır. Bu öncelikle devletin belli bir din ya da mezhebin savunuculuğunu ve yayıcılığını yapmaması, ve belli bir din ya da mezhebin örgütlenmesine karışmaması demektir.
Batı dünyası Rönesans ve Reform hareketlerinden sonra din ve devlet işlerini birbirinden ayırıp, devlet yönetiminde alınan ilkeleri hakim kılmaya başlamasıyla birlikte yeni çağda hızla gelişerek bugünkü güçlü konumunu elde etmiştir.Yukarı
Türkiye; bildiğimiz gibi Türkler son din olan İslamiyet'i kültürlerine uygunluğu nedeniyle büyük bir heyecanla kabul etmiş ve İslamiyet’e o kadar kutsal duygularla bağlanmışlardır ki, onu asla günlük hayatın basit meselelerine karıştırmamışlardır. İşte bu tutumları Türkleri tarihte, bir taraftan laik ve diğer taraftan da İslam’a en büyük hizmeti yapan bir millet olarak tanıtmıştır. Netice olarak Karahanlılar’dan Selçuklular'a ve Osmanlı’nın yükseliş dönemine kadar İslam’ın en iyi yaşandığı ve tatbik edildiği toplum Türk toplumu olmuştur. Bunda Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Mevlana gibi büyük Türk düşünürlerin katkısını da unutmamak gerekir.
Laikliğin tarihi gelişimi tetkik edildiğinde göze çarpan ilk manasının Latince “Tolerare” fiilinden türetilen “tolerans” olduğu görülür ki, hoşgörmek, gözyummak veya müsaade etmek anlamına gelir. Bu da Türklerin yaratılışında varolan hoşgörü, başkalarının düşünce ve inancına hürmet etme fikri ile tamamıyla uyuşmaktadır.Yukarı
Osmanlı’nın duraklama ve gerileme dönemine gelince, Batı dünyası Rönesans ve Reform hareketleriyle kendini yenilerken Osmanlı Devleti kendini yenileyememiş bu nedenle de Batı'nın Orta Çağ'daki durumuna düşmüştür. İslam dininin özünde bir ruhban sınıfı olmadığı halde dinden çıkar elde etmek isteyen bir takım insanlar ortaya çıkarak gerçekleştirilen her yeniliğe “din elden gidiyor” diye karşı çıkmışlardır. Bunu gören Atatürk modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurarken Türkiye’nin gelişimine engel tüm kurumları ortadan kaldırmış –saltanatın, halifeliğin kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, şeri hukukun yerine modern hukuk esaslarının kabul edilmesi, medreselerin kaldırılması vs.-laiklik ilkesini bir devlet sisteminde olmazsa olmaz ilkesi olduğunu görmüş ve cumhuriyetimizde bu ilkenin uygulanması hususu üzerinde titizlikle durmuştur.
Cumhuriyetin kurulduğu günden beri laiklik kavramının gerçek boyutlarıyla anlatılamamış olması nedeniyle laiklik karşıtı söylemler, faaliyetler ve bundan faydalanan istismar grupları her zaman varlığını korumuştur. Şimdilerde de bazı radikal dini gruplar vatandaşlarımızın zihinlerine “laiklik dinsizliktir” ibaresini yerleştirebilmek için propagandalarını yoğunlaştırmış bulunmaktadırlar.
Laiklik bir taraftan din ile devletin kurumsal olarak birbirinden bağımsız olmasına, bir yandan da din ve vicdan özgürlüğünün devletçe güvence altına alınmasına dayanır. Laik devlet kendini herhangi bir dinle meşrulaştırmamalı fakat, dine karşı düşmanca hareket etmekten ve dini toplumsal hayattan tasfiye etmeye kalkışmaktan da kaçınmalıdır.
Türkiye'de Laiklik
Cumhuriyet'ten önce, hattâ Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye'de din ve dünya işleri birbirine sıkıca bağlıydı. Din, devlet yönetiminde ve dünya işlerinin düzenlenmesinde şeriat yoluyla etkisini sürdürüyordu. 1876 tarihli ilk Osmanlı Anayasası, padişahı halife olarak dinin, sultan olarak devletin başı sayıyordu.
Cumhuriyet'in ilânından sonra 1924 yılında hilâfetin, Şer'iye ve Evkaf vekâletlerinin, medreselerin kaldırılması, öğretimin birleştirilmesi laiklik yolunda atılan ilk adımlar oldu. Bu durumdan memnun kalmayan birtakım tarikat şeyhlerinin ve dervişlerin gerici davranışlara girişmesi üzerine, 1925 yılında tekke ve zaviyeler kapatıldı. Genç Türkiye Cumhuriyeti devletin din vesayetinden kurtulmasını istiyordu. Amacı dini yıkmak değil, onu devletten ayırmak, dini yalnız inanç ve ibadet konularıyla sınırlandırmaktı.
1928'de yapılan bir değişiklikle o zamanki Anayasa'da yer alan «Türkiye Devleti'nin dini İslâm dinidir» cümlesi Anayasa'dan çıkarıldı. Zaten daha önce, 1926 yılında çıkarılan Medeni Kanun'la evlenme, boşanma ve miras işlerinde şeriat hükümlerinin değil, bu kanun hükümlerinin uygulanacağı kesinleşmişti. Daha sonra 1937'de laiklik ilkesi açıkça Anayasa'ya kondu.
Lütfen dikkat: Bu sayfada kırmızı ile linklenen ve iki çizgi ile altı çizilen linkler reklamdır. Bu linklere tıklanıldığında başka bir siteye yönlenirsiniz.